
Montreal’de dişçilik yapan Nicholas Oseransky (Matthew Perry)’nin yan tarafındaki villaya bir kiralık katil olan Jimmy Tudeski (Bruce Willis) taşınır.Jimmy mafyadan saklanmakta, Nicholas’da onunla aynı kaderi paylaşmaktadır.Yaşadıkları olaylar iki komşuyu birbirine yakınlaştırır ve Nicholas bir anda kendini mafya ile karşı karşıya bulur.Film bu ikilinin heyecan dolu maceralarını konu alıyor.
Yapım:2000 – ABD
Tür:Komedi, Macera, Suç,
Süre:100 dakika
Yönetmen:Jonathan Lynn,
Oyuncular:Bruce Willis, Michael Clarke Duncan, Amanda Peet, Matthew Perry, Natasha Henstridge, Kevin Pollak, Rosanna Arquette, Harland Williams, Johnny Goar
Devamını Oku
1800′lerin Arizona’sında geçen filmde yerlilerle kovboylar arasında bir savaş sürmektedir. Ancak bir uzay gemisi iner bu mücadelenin olduğu yere. Uzaylı gemisinin kumandanının hedefi tüm insan ırkını köleye çevirmektir; ki günümüzde öyle sayılırız; ve saygıdeğer Arizona halkının buna karşı durması gerekmektedir. Bunun tek yoluysa yerlilerle kovboyların güçlerini birleştirmeleridir.
Kovboylar & Uzaylılar nam-ı diğer Cowboys and Aliens, fikiri olarak çok güzel durması, izlemek için cezbettirici yönlerinden.İlgi çekici bir isim de konulmuşsa tamamdır. Fakat,herşey sadece kağıt üzerinde güzel değildir.Biz sinemaseverlere laf değil,icraat gerek.Malumunuz (!)Lafla peynir gemisi yürümez,yürüseydi sinema nerelerde olurdu.İşte “Cowboys & Aliens,tam bahsettiğim durum için “biçilmiş kaftan” olsa gerek.Aslında,pek iddialı bir proje görünmesi,filmin sadece kendini ” Steven Spielberg”,”bilim-kurgu” ve Jon Favreau” gibi adı sıkça duyulan,marka haline gelmiş, temalara sırtına dayamış,içine de “3-4″ ünlü atılıp,alın size,neyinize yetmiyor “demişler gibi duruyor. Üçüncü Türden Yakınlaşmalar, E.T ve son filmi Super 8 “ile bizlere, “uzaylıların çok iyi,dost canlısı olduğuna inandıran Spielberg” uykusundan ters uyanıp, uzaylılar kötüdür” bu böyledir diyen bir proje ile çıkmış.tıpkı “Dünyalar Savaşı” projesi ile beraber. Film, kesinlikle vasat.Yarattığı konu olsun,filmin taşıdığı güzel ve ilgi çekici “ad olsun” hiç birinin hakkını vermiyor,aksine “ayak altında ezilen karınca görünümü vermesi de işin espirisi olsa gerek.Efektler işin büyük parçasının ağırlığını taşısa da,3.sınıf efektlerle” bir yerelere varılmaya çalışılmış,sonuç nafile.Super 8, Hereafter ile beraber “Steven spielberg’in eline patlayan yılın 3.bombası.Kovboylar ve uzaylılar” sanki eski çağda kalmış insanların siyah-beyaz dünyadan,renkli modern dünyaya geçişi kadar komik,tuhaf ve uzaktan yakından alakası olmayan iki türdeş oluşturulmuş.
Filmin konusu
Arizona Silver City’de, uzaylıların kasabaya gelmesi sonrası Kızılderililer ve yerli kovboylar aralarındaki sürtüşmeyi bir kenara bırakıp, beraber hareket etmeye karar verirler…
Vizyon tarihi: 16 Eylül 2011
Yönetmen: Jon Favreau
Oyuncular: Harrison Ford, Daniel Craig, Olivia Wilde, Noah Ringer, Paul Dano, Clancy Brown, Ana De La Reguera, Wes Studi, Adam Beach, Keith Carradine, Abigail Spencer, Brendan Wayne, Buck Taylor, Chris Browning, Cooper Taylor, Kenny Call, Matthew Taylor, Raoul Trujillo
Orijinal adı: Cowboys & Aliens
uzun metrajlı film ABD . Tür: Bilimkurgu , Western , Aksiyon , Macera
Süre: 117 dk Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: UIP Türkiye
Özet: Yıllardan 1873, yer Arizona. Geçmişini hiç hatırlamayan bir yabancı (Craig) kendisini Absolution isimli çöl kasabasında bulur. Geçmişine dair tek ipucu, bileğindeki gizemli bir kelepçedir. Kısa süre içerisinde kasabalıların yabancıları hoş karşılamadığını ve kasaba sokaklarında, demir yumruklu Albay Dolarhyde’ın (Ford) emri olmadan kimsenin hareket etmediğini keşfeder.
Fakat ıssız Absolution, gökyüzünden gelen istilacılar tarafından saldırıya uğradığında daha önce hiç bilmediği bir korkuyu yaşayacaktır. Nefes kesen bir hızla gökyüzünden gürültü ve kör edici ışıklarla gelen bu canavarlar, kasabayı allak bulak ederler. Absolution halkının reddettikleri yabancı, artık kurtuluşları için tek umutlarıdır?
Gişede iyi iş yapan filmlerle bilinen sinemacı Jon Favreau, klasik Western’in uzaylı istilası filmleriyle birleştiren, Daniel Craig ve Harrison Ford?lu Cowboys & Aliens’ın yönetmenliğini üstleniyor. Filmin senaryosu ise ?Star Trek? in (Uzay Yolu) senaristleri Alex Kurtzman ve Roberto Orci ile Damon Lindelof?a ait?
film fragmanı izle
Bu olayın gerçek olduğunu duymuştum.Adı biraz komik geldi ama korku filmi olunca isme gülmemek daha mantıklı.Paranormal activity gibi olcak heralde.Ama bana göre türkler korku filmlerinde komediden daha başarılı.Paranormal activityi izleyince hiç korkmamıştım.Umarım bu filmde de böyle olmaz.Belki de esrarengiz olayları çok araştırdığımdan paranormal activityden korkmadım.Ama bu film gerçekten korkutucağa benziyo.
Sanırım biz Türkler bu filmlere ciddi anlamda taktık. Büyü, Dabbe sonrada bu.. Ve filmin tanıtımında bir haber ! Tamamen gerçek olaylardan esinlenerek yapılmıştır. Bu insanların inançlarını sömürmekten başka birşey değil. Son derece saçma ve gereksiz bulduğum konular arasında.. Ama malesef çok seviyorlar ne diyelim.
Filmin konusu
1989 yılının ocak ayında gazetelerde bir köyde yaşanan garip olaylar hakkında yayınlanan bazı haberler, genç gazeteci H.B’nin ilgisini çeker. Köye giden gazeteci, oldukça korkmuş ve gergin köylülerden gece köyün çevresinde dolaşan yaratıklar olduğunu, köyün bir şekilde cinler tarafından basıldığını öğrenir. H.B., birkaç hafta köyde kalır ama olağanüstü bir şey görmeyince kamerasını köydeki bir gence emanet ederek İstanbul’a geri döner.
Üç gün sonra ise köyün jandarmaları tarafından gözaltına alınır: kamerasını emanet ettiği genç de dâhil olmak üzere köyden 7 kişi parçalanarak öldürülmüştür. H.B ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılır ama bütün eşyaları ormanda terk edilmiş olarak bulunur; kayıplara karışır… Tüm bu esrarengiz süreç boyunca kameralar kayıttadır..
Vizyon tarihi: 16 Eylül 2011
Yönetmen: Erkan Bağbakan
uzun metrajlı film Türkiye . Tür: Belgesel , Gerilim
Yapım yılı: 2011
Dağıtımcı: Tiglon
Fragmanı izle
Türünün en iyilerinden birisi kuzey yamacı.. Sıcak bir ortamda izlememe rağmen kanımı dondurdu, yüksek çekimlerde içimi üpertti… Tırmanma sahneleri inanılmaz derecede başarlıydı.. Aslında doğayla insanoğlu arasındaki bir savaş gibiydi filmde yaşananlar… Doğa her ne kadar kendine hayran bıraksada, insanı büyülesede kimi zaman insan için ancak kabuslarında görebileceği bir canavara dönüşebiliyor… Ve eğer bir film izleyiciye empati yaptırmayı başarabiliyorsa, izleyiciyi içine çekmiş demektir.. Film boyunca kendimi dağcıların yerine koydum.. Üşüdüm, buz kestim, ve sanki o yüksek buzullara onlarla birlikte bende tırmandım.. Uzun lafın kısası bu kadar iyi bir filmle karşılaşacağımı beklemiyordum.. İzleyin ve doğanın istediği zaman insanoğlunu ne kadar çaresiz ve acınacak durumlara düşürdüğünü görün.
Film gayet kaliteliydi. Orjinal dilde izleyince daha bir keyifli oluyo. Film güzel kılan yanı gerçek hikayeden alınması. Alışılmış filmlerden farklı olarak mutlu son diyemeyiz. Muhteşem bir film olmuş gerek görüntü olsun gerek mekanlar olarak, film çok akıcı gitti tavsiye ederim.
Film biraz daha aksiyon dolu olsaydı kannımca daha iyi olabilirdi. Filmin geneli buna çok müsaitti çünkü. Dağa tırmanış sahneleri iyiydi ama biraz daha heyecanlı olsaydı keşke.
Dağa tırmanış esanasında kullanılan kamera hareketlerini oldukça başarılı buldum. Hele ki özellikle birinde kamera adeta dağın ön yüzünün komple görüntüsünü verdi, çok iyiydi.
Film izlenmeye değer. Dönemsel olması, ve bunu iyi yansıtmaları filmin etkisini artırıyor.
Filmin orjinal özeti
Almanya, 1936 yazı: Çocukluk günlerinden beri arkadaş olan Toni ve Andi özellikle bir dağla, “ölü taraf” olarak da bilinen kuzey tarafı daha fethedilmemiş Eiger Dağı’yla ilgilenmektedir. İki arkadaş hala yapabileceklerine ikna olmuştur ve eğer başarırlarsa yalnızca özlemini duydukları toplumsal takdiri kazanmakla kalmayacaklar, Olimpiyat altın madalyasına da göz kırpacaklardır.
Kuzey tarafının yamacındaki hazırlıkları sırasında Toni’nin sevdiği ilk kadın Luise’le karşılaşırlar. Bir gazeteci olan Luise, sadık Nazi muhabiri Arau’yla birlikte Toni ve Andi’nin denemelerini haber yapmak için buradadır. Aralarındaki ateş yeniden alevlenmiştir, ama Luise Arau’ya karşı da bir çekim hissetmektedir. Toni, Avusturyalı Willy ve Endi’yle tanışacakları kuzey tarafına Andi’yle birlikte tırmanmaya başladığında umutsuzluk içindedir.
Başta her şey iyi gider ve hızlı bir ilerleme kaydederler. Eiger’ın yamacındaki Grand Hotel’in terasında bulunan seyirciler, uluslararası basın ve sonunda Toni’nin kendisi için tek erkek olduğunu anlayan Luise dört dağcıyı teleskoplarından hevesle izlemektedir.
Ama dağcılar için işler kontrolden çıkmaya başlar: Hava değişmiş ve Willy yaralanmıştır. Birden, yine dağ kazanacakmış gibi görünür. Ve kuzey tarafında hayatta kalmak için dramatik bir savaş verilirken Luise de hayatının aşkını kurtarmak içini yola çıkar. Zamana ve doğanın güçlerine karşı bir yarış başlamıştır.
Birkaç adam Avrupa’nın en yüksek dağlarından birini keşfetmek için, farklılıklarını bir tarafa koyarak yola çıkarlar.
Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş olan filmde 1936 Nazi Almanyası konu edilmiş. Almanya, dünyanın gözündeki yerini iyi konumlandırabilmek için yollar aramaktadır.
Dünyanın en meşhur kuzey yüzüne sahip İsviçre’nin Eiger Dağı, kuzey duvarının ortalama 70 derecelik eğimiyle dünyanın iyi dağcılarının hep rüyası olmuştur. Bu dağa tırmanırken hayatını kaybeden birkaç Alman dağcıdan sonra başarılı olacak başka bir ekip aranmaktadır. Tony Kurz ve Andi Hinterstoisser o sıralar Alman ordusunda görev yapmaktadırlar. Berlin’in en büyük gazetelerinden birinin editöryel sekreteri konuyu bilmekte ve Kurz’u tanımaktadır. Kurz ve Hinterstoisser’i dağa tırmanmak için ikna etmeye çalışır. Hinterstoisser bu işe olumlu bakarken Kurz Nazi Almanyası hakkında şüpheler içindedir. Sonunda kabul eder ama bu riski Alman liderleri mutlu etmek için değil, kendisi için yaptığının altını çizer.
Kurz ve Hinterstoisser sonunda yaz ortası gibi tırmanmaya başlarlar ve bir grup Avusturyalı ile bir yarış içine girerler.
North Face, 2008 Locarno Film Festivali’nde resmi seçim olarak gösterildi.
IMDB Puanı:7.2/10
Yapım:2008 ~ Almanya, Avusturya, İsviçre
Tür: Aile, Dram,
Macera, Tarih
Yönetmen: Philipp Stölzl
Müzik: Christian Kolonovits
Süre: 2 saat 1 dk
Oyuncular: Benno Fürmann ,Ulrich Tukur, Johanna Wokalek, Martin Brambach, Erni Mangold, Erwin Steinhauer, Georg Friedrich, Hanspeter Müller, Johannes Thanheiser, Klaus Ofczarek, Martin Schick, Peter Zumstein, Peter Faerber, Petra Morzé, Simon Schwarz, Traute Höss
Filmi full izle
Bir kadınla bir erkek arasındaki farkı açık bir şekilde gördük. Kadın yapamadı çünkü değer verdiği bir kocası vardı fakat erkek yenildi hislerine. Sonra da kadına seni seviyorum diyo. Sizce bu doğru mu? Çünkü doğruysa sevgiye inancım kalmaması ihtimali var.birbirlerinden ayrı kaldıkları bir gece geçirdiler ve ikiside ayrı bir sınav içerisine girdiler. Sonrasında her şey bittiğinde gün doğduğunda kadın mutsuzdu erkek ise pişman. Bu durumda bu sınavdan kaldılar bence. Birbirlerini sevdiklerini düşünmüştüm başta ama film bittiğinde şunu gördüm bence birbirlerine karşı güven sorunları var. Bunda da haklılar.
Filmi izleyince aklıma şu geldi ” birisine herhangi bir konuda baskı yapmanın en masum yolu ona güvendiğinizi söylemektir”
Eger Joenna yolculuga cıkmadan once Michael a ona güvendiğini söylese durum daha farklı olabilir miydi? Olabilirdi…
Zayıf davranan erkek yada kadın , hangi taraf olursa olsun, yaşanmışlıkların bir kenara itilemeyeceğini çok iyi vurgulayan bir filmdi. Arkadaşının Alexe olan tavsiyeleri ve Alexin bulundugu karakterin ruh halini yansıtan sahneler filmin bence en dramatik sahneleriydi.
Dikkat çekici konusu olan bir film. Film birçok ilişkide geçen yahut geçebilecek konuları işlediğinden izleyici filmin sonunu merak ediyor. Filmin sonu genel olarak beğenilmemiş. Evet daha etkileyici bir sorun olabilir miydi bence de olurdu. Yalnız bence anlatılmak istenen gayet başarılı bir şekilde anlatılmış. Filmdeki oyunculuklar kararıncaydı. Son olarak benim için güzel bir filmdi diyebilirim.
Filmin özeti Evli bir çift iş seyahati dolayısıyla birkaç geceyi ayrı geçirirler. Bu arada her ikisnin gönlü de başka kişilere kayacaktır…
O, meslektaşının kendisini ayartmasına direnirken karısı da eski bir sevgilisine rastlar.
IMDB Puanı: 6.7/10
Tür: Dram, Romantik
Yönetmen: Massy Tadjedin
Oyuncular: Keira Knightley, Eva Mendes, Sam Worthington, Guillaume Canet Annie Rohling, Cheryl Ann Leaser, Chriselle Almeida, Daniel Eric Gold, David Boston, Elisangela Dialencar, Karen Pittman, Lana Taylor, Rae Ritke, Scott Adsit, Stephanie Romanov, Steve Antonucci, Justine Cotsonas, Griffin Dunne
Müzik: Clint Mansell
Süre: 1 saat 30 dk
Filmi full izle
Bindiği uçak kaza yapınca bu kazadan sağ kurtulmayı başaran tek kişi olan Tomas, yaşadığı depren faciasından sağ kurtulduktan sonra bir şekildeinsanların şanslarını alabildiğini keşfeden Federico, çok kanlı bir trafik kazasında bütün ailesini kaybeden polis memuru Sara ve 2. dünya savaşını yaşamasına rağmen sonrasında bir kumarhane sahibi olunca bütün hayatı değişen Sam… Kendilerini dünyanın en şanslısı sayan bu insanlar bir şekilde bir araya gelir ve beraber iş yaparlar fakat bütün bu mucizevi olayların verdiği pozitif gücün içine bir intikam ve hırs duyguları karışınca büyü bozulur. İyi seyirler…
Filmi Altyazılı izle
Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer ülkeler üzerindeki etkisi öylesine kapsayıcı ve dönüştürücü ki çoğu zaman Türkiye’den ya da bambaşka diyarlardan izleyicilerin herhangi bir Amerikan filmini anlamaları hiç de zor olmuyor. İzleyiciler, bir Hollywood yapımını seyrederken Amerikan kültürüne içkin esprileri, trajedileri, jestleri sanki kendi dillerinin, gündelik hayatlarının birer parçasıymışçasına hareket edip, beyazperdede olan biteni bir çırpıda kavrayabiliyor, karakterlerle özdeşleşebiliyorlar. Diğer yandan, nadir de olsa özellikle bağımsız filmlerde tam olarak kavrayamadığımız kendine has bir dokunuşun, yerel bir kör noktanın varlığını sezebiliyoruz.
Geçtiğimiz yıllarda Hayatın İçinden (The Station Agent) filmiyle büyük beğeni toplayan oyuncu-yönetmen Thomas McCarthy’nin yeni çalışması Kazananlar Kulübü (Win Win) de bütünüyle yerel duygulara ve açmazlara odaklanan bu nadir filmlerden biri. “Kazananlar Kulübü”, yaşlılara yasal danışmanlık yapmakla görevli New Jersey’li bir avukat olan Mike Flaherty’nin hikayesini anlatıyor. Yaşadığı ekonomik problemler sebebiyle ofisindeki bozuk tesisat sistemini bile tamir ettiremeyen iki çocuk babası Mike, kendine bir çıkış yolu bulmaya uğraşıyor. Tam da bu sırada avukatlığını üstlendiği bunaklıktan muzdarip Leo’nun içinde bulunduğu durum, Mike’ın aklına parlak bir fikir gelmesine yol açıyor. Mike aylık 1500 dolar geliri olan ve bakacak kimsesi olmayan Leo’nun yasal varisi olmak için mahkemeye başvuruyor. Leo’nun maaşı sayesinde ekonomik sıkıntılarından kurtulabileceğine inanan Mike, hiçbir problemle karşılaşmayacağına inanırken Leo’nun torunu Kyle’ın evden kaçıp, dedesinin kapısına dayanması işlerin sarpa sarmasına neden oluyor.
“Kazananlar Kulübü,” Amerika’da süre gelen ekonomik krizin milyonlarca kişinin işten çıkarılmasına neden olduğu ve Başkan Obama’nın kendine has politikalarıyla yeni bir kurumsal yapı oturtmaya uğraştığı bugünler için oldukça manidar bir film. Mike’ın para sıkıntısından kurtulmak için başvurduğu çıkış yolu Amerika’nın bugünü hakkında çok şey söylüyor. Bununla beraber Leo’nun maruz kaldığı yasal prosedürler ve Mike’ın Leo’ya karşı takındığı tavır, yaşlıları görünmezleştirmeye ve ölüme terk etmeye yönelik devlet politikalarını da başarıyla eleştiriyor. Leo’nun uyuşturucu bağımlısı kızı Cindy’nin hikayesi ise Amerikan kültürünün başarıdan beslenen temel değerlerini sorguluyor. Başarılı olmanın ve kazanmasının Amerikan toplumu için hayati bir önem taşıdığı gerçeği Kyle’ın öyküsünde daha da ön plana çıkıyor. Parayla başarının doğru orantılı olduğunun var sayıldığı Amerikan kültüründe kazanmanın korkunç bir saplantı haline getirildiği ve bu ortamda bir kez kaybedenin bir ömür boyu kaybetmeye mahkum olduğu da ustalıkla dile getiriliyor. Diğer yandan, “Kazananlar Kulübü” Amerikan toplumunun kemikleşmiş yapısını eleştiren bir film portresi çizse de muhafazakar sayılabilecek bir tarafı da mevcut. Verimli bir toplumun yapı taşı olarak yansıttığı ailenin, fertleri arasında kan bağı olsa da olmasa da, son derece önemli bir kurum olduğunu her daim vurgulayan film, bu kurumun dışında kalan bireylere mutlu olma olanağı tanımıyor.
Bunun haricinde, “Kazananlar Kulübü” Amerikan toplumunun başarı saplantısını eleştiren bir tavır takınsa da eninde sonunda ortaya çıkardığı şey bir başarı hikayesi. Alışıldık biçimde abartılı ve yüceltici bir tonda olmasa da Kyle’ın öyküye başlangıç ve bitiş noktası arasında çizilen grafik halihazırda var olan Hollywood formüllerinin yeniden yorumlanmış bir versiyonu aslında. Bununla beraber, filmde anlatılan hikayenin Amerikan toplumunun içinde bulunduğu ruh haliyle olan uyumu “Kazananlar Kulübü”nü tatlı bir tonla da olsa toplumsal birlikteliği, dayanışmayı ve nihayetinde Amerikan milliyetçiliğini ön plana çıkaran bir çalışmaya da dönüştürüyor. Bütün bunların sonucunda film, tüm eleştirel yapısına karşılık ‘başımıza ne gelirse gelsin genciyle yaşlısıyla yine de beraberiz’ söylemini yeniden üretiyor bana kalırsa.
“Kazananlar Kulübü”nün Amerikan kültürüne ve toplumuna içkin bir yapısının olmasınınsa hikayenin farklı ülkelerden izleyicilere biraz yabancı kalmasına neden olduğunu da söyleyebiliriz. Thomas McCarthy’nin filminin tam anlamıyla yerel bir ritmi var ve bu ritme uyum sağlamak, karakterlerle empati kurmak Türkiye’den bir seyirci için zor olabiliyor. Bütün bunlara rağmen, “Kazananlar Kulübü” üzerinde emek harcanarak ince ince işlenmiş derli toplu bir senaryoya ve başarılı bir oyuncu kadrosuna sahip. Dolayısıyla, izlenmeyi hak ediyor.
Filmi full izle
Kadınlara bağlanmakta sorunları olan yetenekli yemek şefi Michael, soğuk görünümlü güzel doktor Susan ile tanışır. Susan uzun bir süredir kendini işine adayıp özel hayatından vazgeçmiş, Michael ise kadınlarla ciddi ilişki kurmaktan kaçınmıştır. İkisi de birbirlerine karşı daha önce deneyimlemedikleri derin duygular hissederken, tüm dünyada insanların duyularını sırayla yok eden salgın bir hastalık baş gösterir. İnsanlık sonuna yaklaşırken aşk tüm bu engellere rağmen hayatta kalabilecek midir?
Perfect Sense, kadrosunda bulundurduğu oyuncularla, bilindik bir tema ve farklı bir senaryoyla güzel bir filme benziyor. Tek sorun David Mackenzie korkusu diyebilirim. Spread filmiyle tüm kariyerini yerlere vuran sayın Mackenzie umarım bu filmiyle herkesi şaşırtır zira konu ve oyuncular çok hoş duruyor. Fakat benim fragmanlardan veya fotoğraflardan veya cnbc-edeki yazılardan çıkardığım bir konu daha filmin sanat yönetmenliği, Andy Thomson üstlenmiş sanat yönetmenliğini. Elizabeth The Golden Age, Centurion gibi filmlerde sanat yönetmenliği Saving Private Ryan’da teknik tasarımcılık ve Inception’da İngiltere’de çekilen sahnelerin sanat yönetmenliğini üstlenmiş. Birçok işi var ve şuan hala MErlin dizisinde teknik ressamlık yapıyor.Dolayısıyla iyi bir iş bekliyorum sanat açısından. Aynı zamanda kostümlerde fakrlı bir tarz yaratmış gibi geldi bana. Star Wars serisinin kostümcüsü Trisha Biggar yapmış kostümleri.
Filmin orjinal özeti
Perfect Sense, başarılı bir şefin (Ewan McGregor) ve bir bilim insanının (Eva Green) akılları ve algıları zorlayan modern aşk hikayesini konu alıyor.
Yapım:2010 ~ Almanya, Danimarka, İngiltere, İsveç
Tür:Dram, Romantik
Yönetmen:David Mackenzie
Oyuncular:Ewan McGregor, Eva Green, Connie Nielsen, Stephen Dillane, Ewen Bremner, Adam Smith, Alastair Mackenzie, Caroline Paterson, Denis Lawson, James Watson, Liz Strange, Malcolm Shields, Richard Mack, Shabana Akhtar Bakhsh
Senaryo:Kim Fupz Aakeson
Yapımcı:Brian Coffey, Malte Grunert, Gillian Berrie
Görüntü Yönetmeni:Giles Nuttgens
Müzik:Max Richter
Süre:1 saat 32 dk
Filmin fragmanı